Kasım 03, 2014

Hamdolsun

Bu mesaj bilgi amaçlıdır. 

10 Kasım Atatürk'ün Ölüm Yıldönümü olduğu gibi, benim Calculus ve Kimya sınavlarımın da olduğu gündür. Ayrıca aynı gün regl olacağım gerçeğiyle az önce yüzleşmem, bana evrende her şeyin müthiç bir denge ve düzen içinde oluştuğunu düşündürttü.  

Ve şu durumu, düzenin asla bozulmadığına inanmam için Allah tarafından gözüm sokulan bir işaret olarak algılamam gerektiğine iman ettim. Sübhaneke dinimiz amin. 

Ayrıca hava çok soğuyacak gibi, belki o gün kar yağar

Kasım 01, 2014

Son Derece Normal

Zannederdim ki yıllar geçecek, ben büyüyecem ve olgunlaşacam ve Douglas Adams benim için tıpkı diğer sevdiklerim gibi uzaklarda hoş bir hatıra olarak kalacak.
Öyle olmadı.
Yann Tiersen, kötü günlerin en içsel dostu olarak (asla hüzünlü bulmadığımı, aksine çok da umut verici besteleri olduğunu düşündüğümü bilmenizi isterim.) uzaktan bakıp gülümsediğim, çok nadide anlarda dinlediğim bir bestekar oldu mesela.
Zaten artık müzik de dinlemiyorum.
Bir önceki postu da ben yazmıştım. Higgs Bozonu bulundu sandığımız zaman. Sonra Beyza'nın gelip çok ihmal ettik çok demesi sayılmaz. Ayrıca artık kendisi "evrimin sıçtığı nokta"dan bir miktar uzakta.
Ah of, tv.de yine bir takım salaklar salak salak konuşuyor.
Neyse,
Ben, hayatımın tuhaf bir aşamasına geldim. Her istediğim olmuş gibi, yaşadığım her şeyden memnunmuşum gibi, eski dertlerim olmadığı gibi, yeni dertler için bile üzülemiyor, dertlenemiyor, sinirlenemiyormuşum gibi.

Bunca gün sonra gelip buraya yazmamın tabii ki bir kaç sebebi var.
1-kendi yazdığım yeri kapadım başka bir hale çevirdim. orada kimseye içimi dökemem.
2-o kadar çok yaşıyorum ki yazmazsam çatlayabileceğim bir dönemden geçiyor olabilirim.
3-günlük tutmak, düzenli yazmak bence son derece akıl sağlığını koruyucu. bunun yanında tarihsel olarak da bir şeyin ne zaman olduğunu hatırlamanın en güzel yolu.

tabii ben dağınık kafalı bir insan olduğum için, gidip bazılarını deftere, bazılarını facebooka, bazılarını buraya yazacağım. ama eninde sonunda son 3 yıldan daha çok yazacağım. yoksa çatlarım.

Evet, sonunda beklenen oldu. Ben Fizikçi olma yolunda ilk ciddi adımı attım. Aksi gibi çalışkan bir öğrenci olma yolunda da mantıklı adımlar atıyorum. Alışamadığım kısmı gerçekten çalışıyor oluşum. Son bir senede İngilizce çalıştığım gibi de değil üstelik, akşamları bir çalışma odasında kapanıp saatlerce kalırcasına yani saçma saatlerce kalıyorum zaten lan. İngilizceyi osmos yoluyla öğrendiğimi söyleyen arkadaşım haksız değildi. Aynen öyle öğrendim. O yüzden de şu anda maksimum okuyan ve dinleyen birinin yanında bir kelime konuşamayıp 10 kelime yanyana yazamayan biriyim.

Neyse, ben büyüdüm. O kadar büyüdüm ki, bugün canımı sıkması gereken iki şey oldu. Canım sıkılmadı. Ama aptala bağladım. Normalde bu iki şeyin (muhtemelen insancıkların aklına beni bozmak ya da kırmak dahi gelmemiştir ama eylemler ve söylemler biraz tuhaftı) beni somurtturması, belki ağlattırması, daha fenası o insanları bir süre görmemek istettirmesi gerekmekteydi. Ama tam tersine...

Oturdum çalıştım. Sadece belki ben de saçma bir samimiyet sergilemişimdir dedim ve kibarca bir adım geri çektim kendimi.

Ben, Cle, 34 yaşında, birilerinin benden hoşlanmamasını ve hatta belki sadece kibarlıktan benle hoş sohbet etmesini normal karşıladım.

İşte bu bana biraz tuhaf geliyor. Yazmak isteyecek kadar tuhaf, hiç bir şey olmamışcasına sakin.

Neyse,

Tabii yine Douglas Adams'a sığındım. Çünkü şimdilerde çalışmak, odaklanmak, sakinleşmek için bir sese, birine, bir şeye ihtiyacım olmasa bile, eski bir sakinleşme aracı olarak insan sesi dinleme alışkanlığıma geri döndüm. Dönemedim a.k.

Olm noldu lan bana?

Neyse, iyi bir şey olmuş ki, her şey son derece normal geliyor. Oh çok şükür :)

Neticede artık daha çok görüşeceğiz.
Ben daha çok yaşıyorum ve yazınca geri dönüp bakması daha güzel oluyor. Kolay da.

F=m.a

Temmuz 12, 2014

aşırı ihmal ettik

bunu gören olur mu acaba diye merak ettim.

Temmuz 11, 2012

higss bozonu



hayat sıkıcı ve zor, insanlar berbat ve kahredici değil aslında. huzur orada bir yerde değil. içinde. 
yine kendimden başlayıp hepimiz için bir iç dökümü yapma niyetindeyim. böyle günler yaşıyorum.
her can sıkıntılı anın sonrasında, bitmeyen, uyku kaçıran düşünce zincirleri başlıyor.

genlerimize tükürmek isteğiyle başlıyor bu. sonra ne kadar çırpınırsak çırpınalım, anamızdan babamızın özelliklerinden çok uzağa gidemeyeşimizin hüzünlü kabulü ile bitiyor. sonra düşünüyorum, yavrum senelerdir debeleniyoruz ama neden bir arpa boyu yol alamıyoruz diye. 

birinci tekil şahsa geçeyim böylece çuvaldızı kendime batırdığım anlaşılsın.
evrim sudan çıkmaya karar verdiğimiz ya da ne bok yediğimizi bilmediğimiz o anda sonsuza kadar sıçtı aslında. o büyük, saran, sarmalayan ve bize güven veren kütleden çıktığımızdan beri mutlu olduğumuza inanmıyorum. hadi evrime inanmayanlar için de ana rahmi diyeyim. çıktık oradan ve sıçtık.

yaşımdan dem vurarak aktardığım tecrübeler belki insanlara "öf" dedirtiyor. ama bunun aslında bir kendi kendini fark ediş olduğunu anlamak lazım. 20 yaşında da bazı şeyleri biliyordum kendimle ilgili ama 32 yaşında başka şeyler öğrendim ve sürekli solucan deliği gibi ayrımlardan geçip, başka bir düşünce boyutuna sıçrıyorum.

20li yaşlarımı şu anda görsem iki sağlam çakardım, fukara sümüğü gibi yapışırlardı duvara. 

neyim ben ve ne olmak istiyorum?

sanırdım ki bunun cevabı çok maddi. yani diplomalı, sertifikalı, bilgili, belgeli bir şeydir olmak istenen şey. olmadığını anladığımda çok geçti. ayrıca belgeleri almak konusunda da çok başarılı olamamıştım. 

olmak istediğim şey sakin ve samimi bir insan. bu kadar. içinde huzurlu ve çevresine huzur veren. çok önemliymiş bu. samimiyet, kaygıların arttıkça kayboluyor zira. kafanda bir sonraki adımı düşünerek ve şöyle olursa ben ne yaparım diyerek samimi olamıyorsun. sakin de olamıyorsun. çevrendeki tüm olaylara ve insanlara bir endişe perdesi arkasından, telaşla bakıyorsun. işler yürümüyor. yanlış ifade ediyorsun kendini. anlatmak istediğini anlatamıyorsun. oysa çene desen bende, yazmak desen bende. ama birinin karşısına geçip (except sevgili) aga ben böyle düşünüyorum yanlışsam bi izah et, sen ne dersin diyemiyorsun. başka bir şey çıkıyor ağzından. çünkü içindeki kaygı yumağı, kalbinin (beyninin demeyi tercih ederim aslında) sesini bastırıyor. 

en yakınların bile uzak oluyor sana. konuşacak şey bulamıyorsun. bulamadıkça saçmalıyor, bir vakanüvist vazifeperverliğiyle onun bunun geyiğini yapıyor, olmadı dizilerden dem vuruyor, ama sonucunda hayata dair, olgulara dair konuşamıyorsun. hep bir kaygı, hep bir endişe. hep bir kaybetme hali. e böyle olunca da kaybediyorsun paşam. hiç bitmiyor kaybedişler. sınavı da insanları da eşi dostu da kaybediyorsun. 

ama allah bir tarafını böyle aymaz yaratırken, diğer yandan acımış olacak ki bir şey vermiş; o kaygılara kapılmamanın yolunun nerden geçtiğini biliyorsun. odak noktanı değiştirecek gücün olduğu sürece, o gücün fakrında olduğun sürece 2-3 günde topluyorsun kendini bir yola giriyorsun ama gönül isterdi ki saplanıp kalma bir konuya, bambaşka muhabbetlerin, kaygısız sohbetlerin, ortamın insanı ol. 

yirmili yaşlarda insanda bir "siktir git" havasında oluyor hayata ve insanlara karşı. 10 sene sonra ne oluyorsa anlıyorsun ki bazı insanlar kalmalı, kalacak, bazıları zaten kendi gidecek. o yüzden sakin olmalı, kaygı duymamalı ve insanlara içindeki samimiyeti gösterebilmeli.

tümünü kendim için yazdım aslında. gayet içten ve samimi fikrimdir. belki konuşarak anlatamadığımı (ve bunlar bir sevgiliye söylenmek istenen sözler değil, özellikle belirteyim) yazarak anlatmayı başabilirim diye.

böyle.

Şubat 24, 2011

hımmm

acaba blog alemine geri mi dönsem? döner miyim dönerim neden dönmeyeyim.
ayrıca alışamadım aga ben bu boğaz havasına.
haftasonu şehir dışından iş gücü ithal ediyorum, kardeşim gelip dolabımın kapaklarını takacak ve duvarları delecek.

evrim burada da sıçıyor. çünkü spica ve ben dolabı kendimiz kurduk ama kapakları takacak aletlerimiz yok. işgücü bize alet getirecek. yani kaslarının bizden fazla olması bizden iyi dolap yapması anlamına gelmiyor. vs. vs. ben bağlantıyı kurdum beynimde siz uğraşmayın.

Şubat 23, 2011

ooov

son postun üzerinden bir ay geçmiş olması hiç hoşuma gitmedi. o yüzden hemen çok sevindirici bir haber veriyorum, fonda the a la menthe çalan bir atv haberi düşünün, işte öyle sevindirici.

4 GÜN OKULA GİTMİCEZ KIZIM

cuma zaten boş, ctesi pazar da. 3 gün. yarını da ekiyoruz, ve etti 4. marmarada 4. yılımız kutlu olsun!

zottiri zuttiri göztepeden bildirdi.

Ocak 18, 2011

o_O

üf, püf ve bilumum sıkıntı nidaları geri döndü. vatana millete hayırlı olsun demek isterdim ama bi hayır beklemeyin. her şey sıkıntıdan.