Temmuz 12, 2014

aşırı ihmal ettik

bunu gören olur mu acaba diye merak ettim.

Temmuz 11, 2012

higss bozonu



hayat sıkıcı ve zor, insanlar berbat ve kahredici değil aslında. huzur orada bir yerde değil. içinde. 
yine kendimden başlayıp hepimiz için bir iç dökümü yapma niyetindeyim. böyle günler yaşıyorum.
her can sıkıntılı anın sonrasında, bitmeyen, uyku kaçıran düşünce zincirleri başlıyor.

genlerimize tükürmek isteğiyle başlıyor bu. sonra ne kadar çırpınırsak çırpınalım, anamızdan babamızın özelliklerinden çok uzağa gidemeyeşimizin hüzünlü kabulü ile bitiyor. sonra düşünüyorum, yavrum senelerdir debeleniyoruz ama neden bir arpa boyu yol alamıyoruz diye. 

birinci tekil şahsa geçeyim böylece çuvaldızı kendime batırdığım anlaşılsın.
evrim sudan çıkmaya karar verdiğimiz ya da ne bok yediğimizi bilmediğimiz o anda sonsuza kadar sıçtı aslında. o büyük, saran, sarmalayan ve bize güven veren kütleden çıktığımızdan beri mutlu olduğumuza inanmıyorum. hadi evrime inanmayanlar için de ana rahmi diyeyim. çıktık oradan ve sıçtık.

yaşımdan dem vurarak aktardığım tecrübeler belki insanlara "öf" dedirtiyor. ama bunun aslında bir kendi kendini fark ediş olduğunu anlamak lazım. 20 yaşında da bazı şeyleri biliyordum kendimle ilgili ama 32 yaşında başka şeyler öğrendim ve sürekli solucan deliği gibi ayrımlardan geçip, başka bir düşünce boyutuna sıçrıyorum.

20li yaşlarımı şu anda görsem iki sağlam çakardım, fukara sümüğü gibi yapışırlardı duvara. 

neyim ben ve ne olmak istiyorum?

sanırdım ki bunun cevabı çok maddi. yani diplomalı, sertifikalı, bilgili, belgeli bir şeydir olmak istenen şey. olmadığını anladığımda çok geçti. ayrıca belgeleri almak konusunda da çok başarılı olamamıştım. 

olmak istediğim şey sakin ve samimi bir insan. bu kadar. içinde huzurlu ve çevresine huzur veren. çok önemliymiş bu. samimiyet, kaygıların arttıkça kayboluyor zira. kafanda bir sonraki adımı düşünerek ve şöyle olursa ben ne yaparım diyerek samimi olamıyorsun. sakin de olamıyorsun. çevrendeki tüm olaylara ve insanlara bir endişe perdesi arkasından, telaşla bakıyorsun. işler yürümüyor. yanlış ifade ediyorsun kendini. anlatmak istediğini anlatamıyorsun. oysa çene desen bende, yazmak desen bende. ama birinin karşısına geçip (except sevgili) aga ben böyle düşünüyorum yanlışsam bi izah et, sen ne dersin diyemiyorsun. başka bir şey çıkıyor ağzından. çünkü içindeki kaygı yumağı, kalbinin (beyninin demeyi tercih ederim aslında) sesini bastırıyor. 

en yakınların bile uzak oluyor sana. konuşacak şey bulamıyorsun. bulamadıkça saçmalıyor, bir vakanüvist vazifeperverliğiyle onun bunun geyiğini yapıyor, olmadı dizilerden dem vuruyor, ama sonucunda hayata dair, olgulara dair konuşamıyorsun. hep bir kaygı, hep bir endişe. hep bir kaybetme hali. e böyle olunca da kaybediyorsun paşam. hiç bitmiyor kaybedişler. sınavı da insanları da eşi dostu da kaybediyorsun. 

ama allah bir tarafını böyle aymaz yaratırken, diğer yandan acımış olacak ki bir şey vermiş; o kaygılara kapılmamanın yolunun nerden geçtiğini biliyorsun. odak noktanı değiştirecek gücün olduğu sürece, o gücün fakrında olduğun sürece 2-3 günde topluyorsun kendini bir yola giriyorsun ama gönül isterdi ki saplanıp kalma bir konuya, bambaşka muhabbetlerin, kaygısız sohbetlerin, ortamın insanı ol. 

yirmili yaşlarda insanda bir "siktir git" havasında oluyor hayata ve insanlara karşı. 10 sene sonra ne oluyorsa anlıyorsun ki bazı insanlar kalmalı, kalacak, bazıları zaten kendi gidecek. o yüzden sakin olmalı, kaygı duymamalı ve insanlara içindeki samimiyeti gösterebilmeli.

tümünü kendim için yazdım aslında. gayet içten ve samimi fikrimdir. belki konuşarak anlatamadığımı (ve bunlar bir sevgiliye söylenmek istenen sözler değil, özellikle belirteyim) yazarak anlatmayı başabilirim diye.

böyle.

Şubat 24, 2011

hımmm

acaba blog alemine geri mi dönsem? döner miyim dönerim neden dönmeyeyim.
ayrıca alışamadım aga ben bu boğaz havasına.
haftasonu şehir dışından iş gücü ithal ediyorum, kardeşim gelip dolabımın kapaklarını takacak ve duvarları delecek.

evrim burada da sıçıyor. çünkü spica ve ben dolabı kendimiz kurduk ama kapakları takacak aletlerimiz yok. işgücü bize alet getirecek. yani kaslarının bizden fazla olması bizden iyi dolap yapması anlamına gelmiyor. vs. vs. ben bağlantıyı kurdum beynimde siz uğraşmayın.

Şubat 23, 2011

ooov

son postun üzerinden bir ay geçmiş olması hiç hoşuma gitmedi. o yüzden hemen çok sevindirici bir haber veriyorum, fonda the a la menthe çalan bir atv haberi düşünün, işte öyle sevindirici.

4 GÜN OKULA GİTMİCEZ KIZIM

cuma zaten boş, ctesi pazar da. 3 gün. yarını da ekiyoruz, ve etti 4. marmarada 4. yılımız kutlu olsun!

zottiri zuttiri göztepeden bildirdi.

Ocak 18, 2011

o_O

üf, püf ve bilumum sıkıntı nidaları geri döndü. vatana millete hayırlı olsun demek isterdim ama bi hayır beklemeyin. her şey sıkıntıdan.

Aralık 03, 2010

bırakın entelliği

iti bir kenara bildiklerinizi, o akım bu bokum, şu kitap bu kitap, yok bach'ındı bu eser, yok en güzel chaconne yorumu menuhinindi, yok efendim çok kaotik düşüncelerdi, bir elde puro, kucakta kedi, diğer elde üzüm suyu gecelerini...

gelin canlar bir olalım hep birlikte şu şarkıya eşlik edelim.



sevenin halinden sevenler anlar.
gel gör şu halimi
bir teselli ver.

Kasım 30, 2010

gerçekliği su götürmez, gün gibi ortada, aşikar bir durum var ki

Ben ortak bir blog hazırlama mantığını çözemedim.
İş bölüşelim len.